Not: Bu makale
Türkiye Turing ve Otomobil Kurumuna (1951) ait dergisin den çevirisi meryemanaevi.com tarafından çevirisi yapılmış olup kapak ve yazar bilgisi paylaşılmıştır.
Panaya Kapulu Efes’teki Meryem Ana Evi
Meryem Ana’nın dünyadaki son yıllarını Efes’te geçirdiği yönündeki Panaya Kapulu meselesi, şu sıralar dünya basınında sayısız makaleye konu olmaktadır. Kuşkusuz, her tartışmalı meselede olduğu gibi bunda da lehte ve aleyhte görüşler vardır. Fakat hiç kimse Efes kentinin büyük bir Meryem kenti olduğunu inkâr edemez. Nitekim Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun girişimiyle; uzun yüzyıllar boyunca insan uygarlığının fenerlerinden biri, üçüncü Helen uygarlığının merkezi ve daha sonra Aziz Pavlus ile Aziz Yuhanna sayesinde büyük bir Hristiyanlık merkezi olmuş bu tarihi kente doğru geniş çaplı bir hac-turizm hareketi düzenlenecektir. Meryem, yani Theotokos, bu Phokaia (Foça) kentinin ihtişamına mührünü basmaktadır.
Ve burada, hakkını teslim etmek gerekir ki, son Efes hac ziyaretinin öncüsü ve teşvikçisi olan kişi, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun pek saygıdeğer başkanı Reşid Saffet Atabinen’dir. Bu son hac ziyareti, 30 Ekim tarihinde, onun himayesinde ve Basel piskoposluğunun seküler rahibi Dr. Charles Gschwing tarafından organize edilmiştir.
Sayın Reşid Saffet Atabinen, geçen yıl Papa 12. Pius tarafından özel bir kabulle ağırlanmış ve kendisiyle Papalık ile Türkiye arasındaki ilişkiler üzerine son derece ilgi çekici bir görüşme yapmıştır.
Notre-Dame d’Ephèse (Efes Meryem Anası) meselesi büyük bir boyut kazanmaya adaydır. Meryem’in kendi Lekesiz Gebe Kalışını (Immaculate Conception) bizzat teyit ettiği Lourdes’un ardından Efes’te de, 1 Kasım tarihinde Papa Hazretleri tarafından tanımlanan şanlı Göğe Kabulü’ne (Assomption) dair tanıklığını sunacağına pek çok kişi inanmaktadır. Bu ülkede her daim büyük bir teşvikçi ve canlandırıcı olmuş Sayın Reşid Saffet Atabinen, bu hac ziyaretleri için gerekli tüm idari kolaylıkları Türk hükümetinden elde etmiştir.
Hristiyan Kilisesi’nde, Meryem Ana’nın ölümü ve mezarı konusunda her zaman iki farklı rivayet bulunmuştur. Tarihçilerin Dormitio Hierosolymitana (Kudüs’te Ölüm/Uyku) olarak adlandırdığı ilki; Bakire Meryem’in, İsa Mesih’in de öldüğü şehir olan bizzat Kudüs’te öldüğünü savunur. İkincisi olan Dormitio Ephesiana (Efes’te Ölüm/Uyku) ise bu kutlu vefatın, Çarmıhtaki İsa’nın Annesini emanet ettiği Havari Aziz Yuhanna’nın yanında, Efes’te gerçekleştiğini bildirir (Aziz Yuhanna XIX, 26-27).
Ve Aziz Yuhanna’nın bu İncil’de belirttiği üzere: “O andan itibaren öğrenci onu kendi evine aldı” (Latince çeviride in sua). Oysa Aziz Yuhanna, uzun yıllar boyunca çobanlığını yaptığı ve nihayetinde vefat ettiği Efes’te yaşamıştır. Kendisinin orada hâlâ mezarı gösterilmektedir; Jüstinyen, İstanbul’daki Ayasofya’yı inşa ettiği dönemde (527-565) bu mezarın üzerine görkemli bir bazilika yaptırmıştır. Efendisi olan Mesih’in kendisine emanet ettiği bu kadını, Havari’nin Kudüs’te, kendisinden uzakta bırakamayacağını düşünmek mantıklıdır. Gerçi Kudüs’te vefat tezini savunanlar, bu ölümün Kutsal Şehir’de, Aziz Yuhanna’nın Efes’e doğru yola çıkışından ve oraya yerleşmesinden önce gerçekleştiğini söylemektedirler.
Her ne olursa olsun, Efes geleneğinin tarihte güçlü dayanakları vardır. Bu gelenek en azından 7. yüzyıla kadar uzanmakta ve aralarında Cornelius a Lapide, Serry, Tillemont, Baillet, 14. Benedictus ve daha pek çok yetkin yazar tarafından savunulmaktadır. 1740-1758 yılları arasında papalık yapmış olan 14. Benedictus, yukarıdaki metni Kutsal Cuma gününde yorumlarken kelimesi kelimesine şöyle demiştir: “Yuhanna kendisine emanet edilen görevi kusursuzca yerine getirdi ve işte bu Kutlu Anne, bu dünyadan göğe tam da oradan yükseldi.”
Efes Konsili’nin (431), Konstantinopolis Patriği Nestorius’u mahkûm eden ve Meryem’in ilahi annelik dogmasını tanımlayan metnine de dikkat çekmek gerekir. Theotokos (Tanrı Annesi) kelimesi böylece Hristiyan teolojisinde ilk kez resmen ortaya çıkmıştır. Bu metinde şu ifade yer almaktadır: “…İlahiyatçı Yuhanna ile Tanrı Annesi Kutsal Meryem’in…” Cümle burada bitmektedir. Ancak kabul edilmelidir ki cümlenin dolaysız tümleci *”bulundukları veya öldükleri yer”*dir.
Burada söz konusu olanın yalnızca Havari Aziz Yuhanna ve Bakire Meryem’e adanmış kiliselerin isimlerinden ibaret olduğunu iddia edenlerin görüşü bizce kabul edilemez. Onlara göre Efes Konsili Babaları burada yalnızca böylesi iki ibadethanenin varlığından bahsetmektedir. Oysa Konsil Babalarının böyle bir varlıktan bahsetmelerine hiçbir gerek yoktu.
Yukarıdaki pasaj, Konsil Zabıtlarında (bkz. Migne), Konsil Babalarının Bizans ruhanilerine patriklerinin mahkûmiyetini bildirdikleri bir mektupta yer almaktadır.
Bu nedenledir ki pek çok yazar aynı cümlede, Meryem’in Efes’teki kesin varlığının kanıtını görmektedir. Efes geleneği böylece en azından 5. yüzyıla kadar dayanmaktadır.
Lipsius, Apokrif Havari İşleri (Braunschweig, 1883, sayfa 448) adlı eserinde, ilk yüzyıllardan itibaren Efes’te Bakire Meryem’in Aziz Yuhanna’yı bu şehre kadar takip ettiğine inanıldığını kesin bir gerçek olarak kabul eder.
Bilim insanı Ernest Curtius daha da ileri gitmektedir. 7 Şubat 1874’te Berlin Bilim Cemiyeti önünde Efes üzerine yaptığı bir incelemede “miladımızın ilk yüzyıllarında Efes’te Bakire Meryem’in mezarının gösterildiğini” bildirmiştir.
Baillet, 15 Ağustos tarihli yazısında, Efes şehrinin daha Konsil döneminden itibaren Meryem’in mezarına sahip olduğuna dair kesin inancından söz eder. Meryem onuruna haziran ayında kutlanan yortunun aslında tam anlamıyla Göğe Kabul (Assomption) yortusu olduğunu belirtir.
Meryem’in Efes’teki ölümü ve mezarından bahseden muhtelif yazarların tüm pasajlarını aktarmak sayfalar sürerdi. Dom Calmet, Tillemont, Baronius, Enger ve diğerleri anılabilir. Unutulmamalıdır ki, Tanrı Annesi Theotokos ilan edilen Meryem için resmi Hristiyan kültü ilk kez Efes’te ortaya çıkmıştır. Meryem Ana onuruna yapılan ilk kilise, yani Konsil’in toplandığı ve bugün de görkemli kalıntıları görülebilen Meryem Ana Bazilikası burada inşa edilmiştir.
Kaldı ki, Efesliler günümüze dek Meryem’in gerçekten Efes’te yaşadığı ve orada öldüğü inancını kuşaktan kuşağa aktarmışlardır. Her yıl 15 Ağustos’ta Göğe Kabul yortusunu kutlamak üzere, bir ayazmanın yani kutsal kaynağın bulunduğu Panaya Kapulu’da tam da bu noktada toplanırlardı. Bu, Meryem Ana onuruna düzenledikleri “panayır” idi. Bu durum, 1919-1922 olayları ve Türk-Yunan Savaşı sonrasında Rumların Anadolu’dan ayrılışına kadar devam etmiştir.
“Kudüs mü, Efes mi?” sorusu üzerinde iki veya üç yüzyıldır tartışıldığı söylenebilir. Ancak bu tartışma günümüzde nasıl yeniden güncellik kazandı? İşte burada, Vestfalya’daki Dülmen’de, Agnetenberg Manastırı’nda yaşamış ve 1824’te ölmüş olan saygıdeğer Katolik vizyoner Katerina Emmerich devreye girer. Yılın büyük yortu günlerinde kendinden geçer, trans haline girer ve kutlanan yortunun çeşitli aşamalarının önünde canlandığını görürdü.
Göğe Kabul günündeki vizyonlarından birinde; Bakire Meryem’in Kudüs’te değil kesinlikle Efes’te öldüğünü, yeryüzündeki son ikametgâhının kalıntılarının hâlâ görülebileceğini ve mezarının bu evin beş yüz metre kuzeyinde bulunduğunu ifade etmiştir. Meryem’in evi, Ege Denizi’nin ve Sisam Adası’nın görülebildiği bir dağın yamacında bulunuyordu. Evi bulabilmek için izlenmesi gereken son derece net bir yol güzergâhı tarif etmiştir.
Günah çıkarıcısı Peder Brentano, bozuk bir Almanca lehçesiyle konuşan bu rahibenin vizyonlarını yazıya dökmüştür; nitekim günümüzde Katerina Emmerich’in bu Vahiyleri üzerine yedi ciltlik eser bulunmaktadır. Bu durum bahsettiğimiz gibi 1822-1824 yıllarında gerçekleşmiştir. Altmış iki yıl sonra, 1892’de, Efes meselesini daha önceden incelemiş olan İzmirli iki Lazarist rahip, M. Poulain ve M. Jung, bu Bavyeralı rahibenin beyanlarını yerinde doğrulamak istediler.
Bülbüldağı’na (Yunanların Pion Dağı), yani her yıl 15 Ağustos Göğe Kabul gününde Ortodoksların panayırının düzenlendiği yere gittiler. Ve yapılan kazılardan sonra, doğduğu şehirden hiç ayrılmamış ve üstelik neredeyse hiçbir tahsili olmayan bu mütevazı rahibenin tarif ettiği her şeyi tıpatıp aynı şekilde buldular. Hatta iki Lazarist rahip, Panaya Kapulu’daki Meryem Evi’nin ocağında, rahibenin bahsettiği ve bizzat Meryem dönemine ait olduğunu söylediği külleri dahi buldular. Ev, daha doğrusu kalıntıları, bu şekilde tespit edilmiş oldu.
Ne yazık ki rahibenin, evin beş yüz metre kuzeyinde bulunduğunu belirttiği Meryem’in mezarına dair beyanları çok muğlaktır ve yapılan araştırmalar hiçbir sonuç vermemiştir. Efes meselesinin giderek önem kazandığı şu günlerde; Meryem’in Efes’teki mezarını gerçekten bulabilmek adına din adamlarının desteklediği arkeologlar tarafından daha hassas ve daha bilimsel araştırmaların yapılması uygun olacaktır. Bu durum kesinlikle imkânsız değildir ve yalnızca Hristiyan dünyası için değil, aynı zamanda Mesih’in Annesi “Aziz Meryem”e neredeyse bizler kadar hürmet eden İslamiyet için de fevkalade bir önem taşıyacaktır. Kur’an, birçok surede Bakire Meryem’den bahseder; İsa’nın mucizevi doğumunu kabul eder ve bunu tıpkı İncillerdeki, bilhassa da Luka İncili’ndeki ifadelerle anlatır. Başmelek Cebrail aynı şekilde araya girerek bu büyük olayı Meryem’e müjdeler: “Melekler demişti ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime’yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir; dünyada da ahirette de itibarlıdır ve Allah’a yakın olanlardandır (Kur’an, Âl-i İmrân Suresi, Âyet 45/Metindeki atıf: Sure II, Ayet 46).”
İzmir Lazarist Misyonu, Meryem Evi’nin bulunduğu, onun bizzat vefat ettiği ve yerel geleneğin her zaman bizzat Bakire Meryem’in kullandığı su olarak kabul ettiği berrak bir suyun aktığı araziyi birkaç yıl önce satın almıştır. Lazaristler, Meryem Evi’nin kalıntıları üzerine son derece mütevazı bir şapel inşa etmişlerdi; fakat bu şapel, Küçük Asya kargaşasıyla (Milli Mücadele dönemi) birlikte o günden bu yana yok olup gitmiştir.
François PSALTY MART 1951